Sunday, January 30, 2011

Tırnaklarımızı geçirdiğimiz şey hayat mı gerçekten? Söyleyin. Bu defa söylediğinizi işitmek istiyorum. Ne kadar kırsanız da kalbimi, ne denli parçalasanız da zihnimi ben yine de size tutunarak yaşıyorum. Yine de sizi var bilmeliyim. Yıllarca çektiklerimin bir özetidir bu fotoğraflar. Yaptığım her tercihte daha da yanıldığımın, verdiğim her sözden nasıl da kolaylıkla döndüğümün. Benim güvenilmez bir insan müsveddesi olduğumun kanıtıdır. Grenlenen kağıt değil benim haysiyetimdir efendim. Döne döne kaçtım ellerinden, her defasında biraz daha küçüldüm. Eşsizlikle aynılık kat komşusu olarak çıktı karşıma. O binada da yer yoktu. Emekli asker bir apartman yöneticisi gibi dikildi karşıma geçmişim. Unutmuyordu, affetmiyordu ve en önemlisi bozulamaz bir düzeni vardı kininin. Özür dilesem, yalvarsam, elimi kolumu da kessem yetmez. Kafamı kessem yok olur mu acaba diye düşündüm çok kez. Kafamı kestikten sonrasını hayal edemedim maalesef. İki kaşımın ortası kadar belirgin bir kaderle ve günden güne biriken fatura öbeğiyle uzaktan da olsa akraba patlamalarla bu günlere geldim. Karşınızda titremem, başımın dönmesi ve zaman zaman istifra etmem heyecandan değil utançtan efendim. Ne kadar da mükemmelsiniz. Sanki hatalarımın karşısına dikilmiş bir yamuk aynasınız. Benim hatalarım sizin zaferlerinize dönüyor. Birleşip üstüme üstüme geliyorlar. Öğrenmiş olsam artık, mesela kaçmayı denemesem… Ama hayır, gözlerimin beynime sinyal yolladığı hızın üçte birinde bacaklarım harekete geçiyor. Alacağım yolun beşte ikisi kuşatılmış durumda, arka sokakları denerken daha da kayıp geliyor hayatım. Boyumun onda yirmisi kadar oldu korkum. Seslensem onlar da duyacak, ağlasam hep birlikte güleceğiz ardından. İyisi mi parmaklarımı keseyim. Hiçbir şeyi tutamaz ve hissedemezsem belki vazgeçerler beni kovalamaktan. Bunları size yazmıyorum, farkındaysanız sesim de çıkmıyor. Ama biliyorum, hatta eminim ki zaten farkındasınız tüm kederimin. Ölü doğmuş çocuğu kucağında, bir kayıkta denize açılmış bir adamın acısını hissediyorum zaman zaman. Atamıyorum o parçamı suya ölü de olsa benim. Sonlandırmaya gücüm yetmiyor, yazıldıkça trajikleşen bir oyunum ben. Vicdanım yakama yapışmış, bilincim benden çook uzaklarda. Sözleri karman çorman bir dilim, bilen de kalmadı umursayan da…
Beş poşet dolusu tükenmez kalem taşıyan adam Beşiktaş’ta otobüsten indi. Hazırladıkları protesto afişlerinin yanında dikilen çifte kısa bir süre baktı. Hangi dili konuştukları belli olmayan turistler de peşinden gittiler. Sanki onun beş poşet kalemiyle anlatacaklardı tükenmez dertlerini. Adamın ardında baktım. Dünyanın derdini, tasasını, sevincini ve bütçesini yazacak tükenmeyen kalemleriyle gitti.
Ben her şeyin tükeneceğine inanırım. “Herkes ölür” tarzında boş bir felsefesi yok bu söylediğimin, ölmeden de tükenmek, bitmek mümkün.

Sunday, February 28, 2010

how could I?

For I have not known them yet, haven’t known at all
Haven’t known the evenings, mornings, afternoons
I have measured out my life with cigarette packs;
I know the noises rising with a shining flame
Over the cries from the next room
So how could I presume?

a humble rewriting of T.S. Eliot

Wednesday, February 24, 2010

Ve söyleyecek daha az sözü kaldığında satırları daralttı. Sokakta gördüğü, sadece kafasını okşamış birinin peşinden giden bir köpekti. Adam yürürken onun farkında değil, o nereye gittiklerini bilmiyor. Yürüyüşlerinin sonunda adam yok olur, o da bilmediği bir sokağın ortasında kalakalır. Yeni bir el kafasının sıvazlayana dek. İçsel, düşsel, tinsel, imgesel… barajları dolduramayan damlalar bugün. Hiç birimizin görmediğini gördüğü iddiasında bir küçük yalancı çoban. Büyümesi adına sürüsü kurban edilecek. Davullar ve şarkılar. Kınalarla satırlar… tutun sakın kaçmasınlar. Kaçmak istemezlerse daha da sıkı tutun. Artık kafasız atletlere tahammülümüz yok. Ne var ki her birimizin kafası suda bir görünüp bir kayboluyor. Ne zaman ağzımızı açsak, gırtlağımızdan aşağı inen kum ve çakıl ordusu. Söylesem mi? Yok etsem mi? Her rengi birden kuşanırken düşündüm mü? Belki hepsini içerirsem olasılık dışı kalacağımı?

Friday, January 22, 2010

başlagıçlar üzerine

başlangıçlar çoğu zaman en zor görünenlerdir. ellerinizde olmayan koşullarla, emin olunamayan kararlarla, tereddütlerle kaygıların birbirine karıştığı geceler sonunda ya da bir anda; düşünmenin gereksiz geldiği, zaman kaybına tahammül edilemeyen bir göz açıp kapama süresinde belirirler...

Sunday, May 27, 2007

foreword

dışavurumlar kovalasın analarınızı ey kendini dahi şaşırtamayan sihirbazlar,ne sanmıştınız yaşamayı

sen gelirsin o gider birileri eksiltir birileri yiter

yegane keyif nefestir alabildiğin,onu da kursağına dizmeye hevesli ordulara karşı yürürsün hep

hep daha ileri,hep daha iyiye zırvalarını da bırakıver ayakkabılarının yanına...

buralar yeni temizlendi,pırıl pırl ve de bilinçsiz,kirletme şu güzelim sahneyi.

ayakta kal yeter sana ey küstah dilenci,dilendiğin yaşamındır aynadaki yansımandan

ve günü geldiğinde muhasebesinin,o gözünde büyüttüğün yaşamının,aşklarının,şehvetinin ve de kırılganlığının,

eksiler ve artılardan ziyade

sana benzeyenler ve senden ayrı olanlar belirleyecek zihnindeki yerini.

ya mağrur kralı olacaksın o mendebur krallığın ya da bilge soytarısı...

ikisinden de gocunmam ya da övünmen densizlik olacak

sonunu kestiremediğin ne varsa belirleyecek senin sonunu,üşüdükçe terleyeceksin bir yandan...

Tuesday, March 20, 2007

Wednesday, March 14, 2007

apart / the cure

he waits for her to understand
but she won't understand at all
she waits all night for him to call
but he won't call anymore
he waits to hear her say
"forgive"
but she justs drops her pearl-black eyes
and prays to hear him say
"i love you"
but he tells no more lies

he waits for her to sympathize
but she won't sympathize at all
she waits all night to feel his kiss
but always wakes alone
he waits to hear her say
"forget"
but she just hangs her head in pain
and prays to hear him say
"no more
i'll never leave again"

how did we get this far apart?
we used to be so close together
how did we get this far apart?
i thought this love would last for ever

he waits for her to understand
but she won't understand at all
she waits all night for him to call
but he won't call
he waits to hear her say
"forgive"
but she just drops her pearl black eyes
and prays to hear him say
"i love you"
but he tells no more lies

how did we get this far apart?
we used to be so close together
how did we get this far apart?
i thought this love would last for ever