For I have not known them yet, haven’t known at all
Haven’t known the evenings, mornings, afternoons
I have measured out my life with cigarette packs;
I know the noises rising with a shining flame
Over the cries from the next room
So how could I presume?
a humble rewriting of T.S. Eliot
Sunday, February 28, 2010
Wednesday, February 24, 2010
Ve söyleyecek daha az sözü kaldığında satırları daralttı. Sokakta gördüğü, sadece kafasını okşamış birinin peşinden giden bir köpekti. Adam yürürken onun farkında değil, o nereye gittiklerini bilmiyor. Yürüyüşlerinin sonunda adam yok olur, o da bilmediği bir sokağın ortasında kalakalır. Yeni bir el kafasının sıvazlayana dek. İçsel, düşsel, tinsel, imgesel… barajları dolduramayan damlalar bugün. Hiç birimizin görmediğini gördüğü iddiasında bir küçük yalancı çoban. Büyümesi adına sürüsü kurban edilecek. Davullar ve şarkılar. Kınalarla satırlar… tutun sakın kaçmasınlar. Kaçmak istemezlerse daha da sıkı tutun. Artık kafasız atletlere tahammülümüz yok. Ne var ki her birimizin kafası suda bir görünüp bir kayboluyor. Ne zaman ağzımızı açsak, gırtlağımızdan aşağı inen kum ve çakıl ordusu. Söylesem mi? Yok etsem mi? Her rengi birden kuşanırken düşündüm mü? Belki hepsini içerirsem olasılık dışı kalacağımı?
Friday, January 22, 2010
başlagıçlar üzerine
başlangıçlar çoğu zaman en zor görünenlerdir. ellerinizde olmayan koşullarla, emin olunamayan kararlarla, tereddütlerle kaygıların birbirine karıştığı geceler sonunda ya da bir anda; düşünmenin gereksiz geldiği, zaman kaybına tahammül edilemeyen bir göz açıp kapama süresinde belirirler...
Subscribe to:
Posts (Atom)
