
"Bir yüzü görmeyle başlar aşk. Ve bittiğinde, gene aynı yüzü sildirir geride kalana.Önce yüzlerini unuturuz sevdiklerimizin. En çok yüzümüzün unutulmasından endişe ettiğimiz halde." (Şafak,Elif.Önce Yüzlerini Sileriz Sevdiklerimizin, Med Cezir Yazıları)
yüzü yana dönük boylu boyunca uzanan bir gölge... çıkmayı hem çok isteyip hem de hiç istemediği kürenin üzerinde salınıyor. bir eli içerideki her şeyi almak,o radaki hiç bir şeyi kaybetmek istemedğini kanıtlarcasına kürenin içine doğru süzülüyor. yüzü yana dönük. bir dinin temel metaforlarından birini ispatlıyor sanki; diğer yanağı yeni darbeler bekliyor. güçsüz kaldığında o darbelerden kuvvet alır gibi.aydınlanmak isterken daha da koyulaşan bir yansıma. diğerlerini korkutan bir koyuluk.bu yüzden onlara yaklaştıkça karşılaştığı geriye doğru atılan adımlar oluyor. geriye ve uzağa... bağrı açık, bağrı yanık. teslimiyet istemesek de geliyor başımıza. severken değil güvenirken teslim oluyoruz,"onların" oluyoruz.
bu durumun 2. tekil şahsı için de korkutucu bir manzara... sanki öğretilmiş gibi birdenbire kavradığı keskin uçlu bıçağı açık, savunmasız duran bağra saplıyor. aralarındaki kirli kanı temizlemek ister gibi. o kanı temizleyebilecek tek organı yok ederek... bu karanlık ona göre değil, fazlasıyla meşgul edici. emin olamamktan yorulduğunda, yorulduğundan emin olmuş sadece. bu kırılgan, muhtaç gölgeden... kendi yüreğinin karanlığınıdan kurtulmak için bu yanık bağrı deşiyor. iyi gelecek sanıyor, daha kolay olacağına inanıyor. zorlamamak gerektiğini düşünüyor. gölgeyi ve kendini aynı anda kurtardığından o kadar emin ki. bunu günde belki 75 krz yüksek sesle tekrarlıyor.
tekrar mahzun ve de biçare gölgemize dönersek, içinde olduğunu sandığı camdan yapılma mutluluk evi bir anda gökte havalanan bir uçan balon olmuş. hangi rüyada bu kadar kuvvetli metaforlar döner ey ahali? hangi kendini tanımaz, bilincinden utanmaz uydurdu bu sahneleri? kızmayın demeyin bana; hepinizden çok hakediyorum sktir çekmeyi...
