Saturday, January 13, 2007

12 ocak cuma için

You said you couldn't stay
You've seen it all before, i know
And sold you on their way
Oh honey that's ok
No harm, he's armed
Settin' off all your alarms
When i find out
I hope it's you who set this trap
And stuffers rarely change
At least i'm on my own again instead of
Anywhere with you
Oh tell me it's all the same
And i've lost my place again
I know this is surreal
But i'll try my luck with you
This life is on my side
Oh i am your one
Believe me, this is a chance
Oh, oh
Let's see what is for sale
He's trying not to give his job a chance
It's never gonna be
It's sad, but i agree
The signals don't seem right
It lasts for just one night, and then
I'm sorry that i said
That we were just good friends
No harm, he's armed
Set it off all your alarms
Entranced, i can't
Be here in time i'll think about that
And i've lost my page again
I know this is surreal
But i'll try my luck with you
This life is on my side
Well i am your one
Believe me, this is a chance

the strokes-trying your luck


12 ocak cuma akşamı bu şarkı yankılanırken bir yerde, garip bir üçgen çiziliyordu değişen açılarıyla an be an.toplamda altı el, üç kafa ve de iki masadan oluşan bu hilkat garibesi, notalar ilerledikçe kozmik bir hızda sürdürüyordu evrimini. iki çift el kenetlenirken, dışarı da kalan ikisinden biri diğerine tırnak geçiriyordu. içten gelen acıyı fizikselleştirmek, nasıl olsa her şey maddi karşılıklara bürünmeye meyilliyken bundan olsun bir pay almak istiyordu. iki kafa birbirine yaklaşırken, şehvet ve rehavetle karışık türkülerini birbirlerine fısıldarken diğeri denetleyemediği isteklere karşı koyamadan sabit kalıyordu. sabit, çakılı, felç...
bu kafaya tutturulmuş bir çift göz de her an daha fazla batan iğnelerden muzdarip seyre dalmıştı olanları. seyirlik kahırlar da vardı demek ki, şaşmamak lazımdı. aradaki uzaklık duruduğu yerde bir kısalıp bir uzuyordu. izafiyet perileri ele geçirmişti bu sahneyi, her şey bir anda önemli görünüp başka bir anda metelik etmiyordu. görülmeyeli hayli uzamış olan sarı saçlar takılıyordu kadraja ve o saçlardan bir an olsun çekilmeyen eller... mutluluğu tanımlamaya çalışmaktan vazgeçeli hayli olmuştu ve zaten bu günde bu saatte adını ağzına almak bile oldukça gülünçtü. bu üçgeni görsel olarak bozma vakti geldiğinde, görsel olarak çünkü bu tip üçgenleri zihinsel olarak da bozmak istersek eskilerin papaz büyüsü tabir ettiği kuvvetli büyüler kadar etkili bir ilaca, yüzleşmeye ihtiyaç vardı ve ne yazık ki bu açıların hiç birinde o cesaret yoktu, dışarıda kalmış olan takıldı gözüne ikiliden birinin, kısa ve şiddetli bir içsel parlama sonucunda yanakları kırmızıya kesti. dışarıda kalan günlük bir konuşma kadar uzaktı onlara, köşesinde oturuyordu tesadüfler sokağının. ve bir anda bir açının fırlamasıyla bozulan bu iğrenç bütünlük, parçalanmak ne zaman bu kadar iyi hissettirmişti söyleyin allah aşkına? giderken ardında iki şeyi, iki kişiyi bıraktığını düşünerek uzaklaştı belki de. ama birileri çıkıp haykırmalıydı ki;

GİTTİĞİMİZDE SADECE KENDİMİZİ BIRAKIRIZ BAZEN, GERİDE KALANLARIN ELLERİNDE ŞEKİLLENMESİ İÇİN BENLİĞİMİZİN, BEN SİZE BU KADAR KIYMET VERİYORUM DERKEN KENDİ KIYMETİMİZİ ORTAYA SERMEK İÇİN
BAZEN GİTTİĞİMİZDE SADECE KENDİMİZİ BIRAKIRIZ ARDIMIZDA, BELKİ DE EN ÇOK ONDAN KAÇMAK İSTEDİĞİMİZ İÇİN...

yağmur/ bülent ortaçgil

bugün yağmur
bir kadın saçıdır
yeryüzüne dökülen
upuzun, ince ince
karanlık kokulu
sen ki aşkta aldatıldın,
yüreğin taş parçası
dinle yağmuru dinle
teselli bul türküsünden.
herşey olur,herşey büyür
herşey geçer hayat kalır.

hazan

Ben seni ne çok sevmiştim senin için ömrümü yoluna sermiştim
Her gecenin zifiri karanlığını aydınlatan gözlerinde kaybolmaya
Güller açtıran gülüşünü mimiklerini izleyip gülmeye,
İçli o denli güzel söylediğin ‘elbet bir gün buluşacağız’ diye başladığın şarkına
Öyle alışmıştım öyle benimsemiştim ki hiç bunlardan kopmayacağımı zannetmiştim


cemal süreya