Wednesday, February 24, 2010

Ve söyleyecek daha az sözü kaldığında satırları daralttı. Sokakta gördüğü, sadece kafasını okşamış birinin peşinden giden bir köpekti. Adam yürürken onun farkında değil, o nereye gittiklerini bilmiyor. Yürüyüşlerinin sonunda adam yok olur, o da bilmediği bir sokağın ortasında kalakalır. Yeni bir el kafasının sıvazlayana dek. İçsel, düşsel, tinsel, imgesel… barajları dolduramayan damlalar bugün. Hiç birimizin görmediğini gördüğü iddiasında bir küçük yalancı çoban. Büyümesi adına sürüsü kurban edilecek. Davullar ve şarkılar. Kınalarla satırlar… tutun sakın kaçmasınlar. Kaçmak istemezlerse daha da sıkı tutun. Artık kafasız atletlere tahammülümüz yok. Ne var ki her birimizin kafası suda bir görünüp bir kayboluyor. Ne zaman ağzımızı açsak, gırtlağımızdan aşağı inen kum ve çakıl ordusu. Söylesem mi? Yok etsem mi? Her rengi birden kuşanırken düşündüm mü? Belki hepsini içerirsem olasılık dışı kalacağımı?

No comments: