Tırnaklarımızı geçirdiğimiz şey hayat mı gerçekten? Söyleyin. Bu defa söylediğinizi işitmek istiyorum. Ne kadar kırsanız da kalbimi, ne denli parçalasanız da zihnimi ben yine de size tutunarak yaşıyorum. Yine de sizi var bilmeliyim. Yıllarca çektiklerimin bir özetidir bu fotoğraflar. Yaptığım her tercihte daha da yanıldığımın, verdiğim her sözden nasıl da kolaylıkla döndüğümün. Benim güvenilmez bir insan müsveddesi olduğumun kanıtıdır. Grenlenen kağıt değil benim haysiyetimdir efendim. Döne döne kaçtım ellerinden, her defasında biraz daha küçüldüm. Eşsizlikle aynılık kat komşusu olarak çıktı karşıma. O binada da yer yoktu. Emekli asker bir apartman yöneticisi gibi dikildi karşıma geçmişim. Unutmuyordu, affetmiyordu ve en önemlisi bozulamaz bir düzeni vardı kininin. Özür dilesem, yalvarsam, elimi kolumu da kessem yetmez. Kafamı kessem yok olur mu acaba diye düşündüm çok kez. Kafamı kestikten sonrasını hayal edemedim maalesef. İki kaşımın ortası kadar belirgin bir kaderle ve günden güne biriken fatura öbeğiyle uzaktan da olsa akraba patlamalarla bu günlere geldim. Karşınızda titremem, başımın dönmesi ve zaman zaman istifra etmem heyecandan değil utançtan efendim. Ne kadar da mükemmelsiniz. Sanki hatalarımın karşısına dikilmiş bir yamuk aynasınız. Benim hatalarım sizin zaferlerinize dönüyor. Birleşip üstüme üstüme geliyorlar. Öğrenmiş olsam artık, mesela kaçmayı denemesem… Ama hayır, gözlerimin beynime sinyal yolladığı hızın üçte birinde bacaklarım harekete geçiyor. Alacağım yolun beşte ikisi kuşatılmış durumda, arka sokakları denerken daha da kayıp geliyor hayatım. Boyumun onda yirmisi kadar oldu korkum. Seslensem onlar da duyacak, ağlasam hep birlikte güleceğiz ardından. İyisi mi parmaklarımı keseyim. Hiçbir şeyi tutamaz ve hissedemezsem belki vazgeçerler beni kovalamaktan. Bunları size yazmıyorum, farkındaysanız sesim de çıkmıyor. Ama biliyorum, hatta eminim ki zaten farkındasınız tüm kederimin. Ölü doğmuş çocuğu kucağında, bir kayıkta denize açılmış bir adamın acısını hissediyorum zaman zaman. Atamıyorum o parçamı suya ölü de olsa benim. Sonlandırmaya gücüm yetmiyor, yazıldıkça trajikleşen bir oyunum ben. Vicdanım yakama yapışmış, bilincim benden çook uzaklarda. Sözleri karman çorman bir dilim, bilen de kalmadı umursayan da…
Beş poşet dolusu tükenmez kalem taşıyan adam Beşiktaş’ta otobüsten indi. Hazırladıkları protesto afişlerinin yanında dikilen çifte kısa bir süre baktı. Hangi dili konuştukları belli olmayan turistler de peşinden gittiler. Sanki onun beş poşet kalemiyle anlatacaklardı tükenmez dertlerini. Adamın ardında baktım. Dünyanın derdini, tasasını, sevincini ve bütçesini yazacak tükenmeyen kalemleriyle gitti.
Ben her şeyin tükeneceğine inanırım. “Herkes ölür” tarzında boş bir felsefesi yok bu söylediğimin, ölmeden de tükenmek, bitmek mümkün.
Sunday, January 30, 2011
Subscribe to:
Posts (Atom)
