Wednesday, November 22, 2006

keşke yalnız...

uykuyu özlemişken, özlemimden gözlerim yaşarıyorken "acaba ne olacak şimdi?" diye geçiriyorum içimden. her ne olursa olsun irademin dışında gelişecekmiş gibi bir hisle dopdolu kalbim. uçları kırıldı iyice, kestirmek gerek... başımıza ne geleceğini kestiremediğimiz oranda... "amaaann nedir bu gamlı baykuş ıslıkları, sıyrıl derinden her yılan gibi" diyor iç seslerimin en nadidesi. "parçalana parçalana cümle hayvanat can buldu zihninde, kararlar al kararlar ver kararlar rüzgar kararlar yel" üşüdükçe kendi içinde kendi içinden ve kaçtıkça her müstesna anda her muzaffer kederden büyüdüğümü sanmaktan daha acıklı bir şey düşünemiyorum.

KALAN

Hüzünlü olmaktan vazgeçip biraz daha ağladı.
Büyürüz ve biter her şey der birileri
Aslı böyle olmamalı bu lafın,
Büyürüz ve dışına itiliriz hayatın.

Kimin şarkısıydı bu diye düşündü biraz ve bunun önemli olmadığına karar verdi. Nasıl olsa birilerine aittir. Benden başka... Sana dar gelen nedir diye sorulduğunda ''bir iki pantolonum bir de kazak ''esprisini eskidiğini fark ederek kullanırdı. Sonra durumu bir parça daha iyileşti ya da yaşadığı duygusal bir son gürlük durumuydu. Umutsuzlukla yaşanmayacağına karar veren aptallar vardı ve sadece bu bile ölmeye yeterdi. Günlerin tam olarak hangi vücut boşluğundan geçtiğini uzun zamandır kestiremiyordu zaten, bir de tanıdıkların ağırlığı bindi narin ya da güçlü olmayan omuzlarına. Diğerlerinin bakışlarında yakalayamadığı bir hayatı olduğu gayet açıktı oysa , ne diye görmezlikten gelirlerdi onu? Pencerenin kenarlarında buzlar birikmişti acaba bu odasının içini daha çok soğutur muydu? Ters dönmüş terlikler sarmış gibi her yanı çekilin yahu yetişeyim bir yerlere. Elimde değil sizi giymeden yapamıyorum. Saçlarını sürdü duvarlara , onlara da borçlandı. Kullanılmadan eskimiş tüm eşyalarına baktı bir kez daha, vazgeçmek zor olamazdı. Yalnızca artık işlerin kolay ya da zor olmaları değildi onu ilgilendiren ; bitenler ve bitmek üzere olanlar vardı. Giyinirken hatırladı kendi zırvalarını : ''Ben sabahlara giyinirim , yalnızca onlar için... ''Kimsem yok demenin başka bir süslü yolu daha. Lanet olası yalancı... Biliyorum benden öncekiler de istedi hiç doğmamış olmayı, onlar da tiksindiler yaşıyor olmaktan. Ne yazık ki onların isteklerinin ya da nefretlerinin ölçüsünü bilemem . Öyleyse canları cehenneme...

Ben burada böylece oturacağım ; kaşlarımdaki krem yaşlarla karışıp yüzüme yayılırken , dışarıyı görmeye yarayan küçük deliklerin nereye gittiklerini merak ederek… Çarpılan kapılardan medet umarak. Kendinden nefret etmenin bir yolunun da herkesten nefret etmek olduğunu yazacağım. Belki dikkate alınır. Nefretinde haksız olanın yalnızca ben olduğumu anlayacağım. Birileri neşeli bir şeyler çalabilir mi lütfen? Camlar kapalı. Bu gürültü de nereden geliyor? Biraz daha kibarlaşın küçük bayan, bir saniye olsun düşünceli olun. Sayın tüm sıkıntılarınızı doldurun onları bir camın ardına, birbirlerini kovalasınlar. Kaçmayın. Hiç kimseden ... Hiç biriyle yüzleşmeyin. Daha fazla kandırmayın bizleri, sevimlilik zalim bir silahtır. Alt komşunuza selam verin bir kez daha. Unuttuğunuz şemsiyenizi almak için geri dönün çünkü havanın ne getireceği belli olmaz. Zaman kaybedin, işe geç kalın. Her birini büyük bir zariflik içerisinde yapın. Dışarı çıkın ,biraz daha gülümseyin. Kadın evden çıkar,hava yağmur öncesi neminde ara sıra esen rüzgarla insanı üşüten yüzüne bürünmüştür. Kahramanımız böyle süslü laflardan iyice sıkılmıştır. Gün geçmiyor ki bir gün daha geçsin sevgili zihnim,yorulma boş yere. Geçme üzerinden aynı çamurların...

Bu insanlar bana bakınca ne görüyorlar acaba? Yüzüme... Kutsal bir emir miydi bu yoksa birinin alışveriş listesi mi yapışmıştı yüzüne doğarken? (Alnına kazınmış fosforlu ALIN! ı sildi ya da bunu çok istedi.)İşler durgun sayılmazdı ama her şeye hazırlıklı olunmalıydı. Balta Limanı Ticaret Anlaşması ekseninde dönen bu atlıkarıncada inip çıkmak çok doğaldı. Biz devamlılıktan sorumluyuz. Paketlerin renkleri solmamalı, aktarılmalılar çıldırmak üzere olanlara her gün , her an yeni bir renk satılmalı. Benden bir şeyler istemeliler yoksa onları hiç duyamam. Koşullu cümleler toparlar durumları.

Adam sevgili karısı Özlem'in bıraktığı kağıt parçası elinde, sandalyeye oturmuş mırıldanıyordu. Tekrarlıyordu :''Ne söylemeye çalıştığımın pek de farkında değildim o gece. Büyük, büyülü bir değişimden söz etti herkes, bunu göremeyen tek kişi bendim. Bir yıldızın diğerlerinden daha fazla parladığı çarpmıştı gözüme ve sonrası aynıydı. Neydi benim hissedemediğim? Bunu kime sormalıydım? İçinde kendimi sıkışmış hissetmek şöyle dursun, derinliğinde kaybolup nefes almakta zorlandığım kırılganlığınla beni huysuz yapan sendin. Evet tatlım sendin. Hüzünlü hallerimiz çakıştı aynaların ortasında kendimizden başka bir şey göremedik. ''Devamını okumaya gücü yetmedi çoğu zaman yaşamaya yetmediği gibi... İstemesek de ölürüz bazen bunda anlaşılamayacak ne var?

Ben unutamadıkça güzelleşen sevgilim Ayça,giderken bana acımış mıydı acaba?
Avuçlarıma bulaşan küllerde bile izi varken hala...
Gereksiz yere melankoliğim ve bunun fazlasıyla farkındayım.Bana yükleyebileceğiniz sıfatlardan usandım . Unutulmamak kötüdür demişti bana, bunun öyle olduğuna inandım uzun zaman. Belki de hala inanıyorum. Halim yok sizinle tartışmaya ...Kalanlara dönerim yüzümü, hiçbirinize ihtiyacım yok. Çıkın dükkanımdan. Ne demişti şu keyfine düşkün herif ; ''Bir çoğumuz düz bir çizgide ilerlediğimizi hayal eder ama gerçek, daireler çizerek hareket ettiğimizdir.Yönü neredeyse düşünmeden değiştiririz. ''Ah artık haklı olmak zorunda değilsiniz. Beni sinirlendirmeyin lütfen. Ben de yaşıyorum , tersini düşünseler bile.

Nedir diye sormaktan yorulup uzandığında ömrünün nihai güzergahı olan kanepeye, hiç kimsenin cevap vermeyecek olması şaşırtıcı bir durum değildir artık. Elinden gelse biraz daha katlanmak istersin ama can acısı gibi değildir sıkıntı; yok sayamazsın hiçbir zaman... Herkesin asılı kalmaktan hoşlandığı bir şeyler var herhalde diyecektir birileri, bazılarıysa çok daha fazla konuşacaktır. İşte dünyanın dayanılmaz işkencelerinden biri daha! Onların bir şey bilmediklerini düşünmemelisin. Her şeyi öğrenecekler ve sen daha kötü bir durumda olacaksın… Nefretinin korkularından beslendiğini görmen iyiye işaretti ama bu hayatının düzeleceği anlamına gelmez. Özellikle de dik kafalılılkta ısrar edip farklı olduğunu fısıldadığında ya da haykırdığında... Bizde eşsiz olan hiç bir zaman terk edemez saydamlığı kaybolmuş sırça saraylarımızı; bunu söylediğinde bile bir kaç söz daha etmiş olursun sadece. Neleri nelere benzetmedik ki biz, bir seni mi yok edemeyiz sanki... Geriye dönüş olmadığını görmen bu kadar güç olmamalı. Düşük cümleler kurduruyorsun bana, beni kendine benzetiyorsun. Yapma. Geçirdiğimiz saatlerce anlatılsaydık diğerlerine boş yere gevezelik edilmiş olurdu .İkimiz hakkında daha özetleyici olunmalı, gereksiz iyi niyetten hoşlanmayız öyle değil mi? Ben bilincim bin parçaya ayrılmış kenarda otururken, hiçbir işe yaramayan tekerlemeler ezberliyordun. Biliyordun ; ''Bir yerlerde hiç söylenmemiş şarkılar var ve belki her birinden güzel yarınlar doğar. ''Buna inanmadığım için lanetlenebilirdim ama kimseye söylemedim. Can acısı gibi değildir sıkıntı demiştik yıllar önce, şimdi acı da kalıcı. Endişe duymadan bitiriyorum zamanımı belki de fark etmeden asla sonlanamayacağını...
Neredeyse sevindim bunu yollayamadığım için. Öyle ya ben bunu ulaştıramadan bıraktı kendini, bu yazıdan habersiz uçtu o çatıdan. Bu boş laflar yankılanmadı kulaklarında. Rüzgarı duydu o, serinlik kapladı içini hafiflerken. Hiçbirinizin, hiçbirimizin hastalıklı sesi uğurlamadı onu; söylenmemiş ve söylenmeyecek olan şarkılardı el sallayanlar. Rahat uyuyun siz , hiç kimseye tutunmadan kaydı bir yıldız daha...Ne demişti Ali geçen gün yolda; ''Ah be Çağatay bi' görseydin halini, evet benim işte buradayım der gibiydi. Bir meleğe benziyordu. ''Peki şimdi çürüyorken nasıl görünüyordur ? Melekler ölür mü Ali ,Tanrı çürür mü? Ama boş verelim bunları, biz işimize bakalım. Bize ne kime ne olduğundan. Ölenlerle işim olmaz benim, hele yaşayanlarla hiç! Bankalarla, firmalarla, müşterilerle, devletle benim işim. Daha fazlasını beklemeyin. Şimdi gidelim her sorumlu vatandaş gibi bedel ödeyelim. Sokaklardan geçelim ama onları içimize akıtmayalım. Eğer bunu yaparsak biz adımladıkça büyür boşluk, nefes aldıkça daha fazla sızlar yüreğimiz. Öyle değil mi Çağatay? Birimiz gittiğinde kurtulacağımızı düşünürdük bu kimlik karmaşasından, oysa sürüyor. Benim adım ve senin adın aynı; ölen amcama ve şakacı dayına ithafen... Hangimiz kimdik, neler söyledik, Ayça kimin sevgilisiydi hiç bilmiyorum. Belki de önemli olan bunlar değildir, asıl sorun senin o tabutta çürürken benden daha canlı olmandır.

Ellerimden kaçanın ne olduğunu bilmeden başladım ağlamaya. Gece yarısı çığlıklarıma benzemiyordu bu defa, herkes duyabiliyordu. Birileri şu adamı sustursun yoksa annemin evine gidiyorum diyerek ağlıyordum ve ortalıkta ses çıkaran herhangi bir adam yoktu. Dizlerimin acısı tazeyken avazım çıktığı kadar bağırdım: Hiçbir şeyim yok benim! Anlayıp uzaklaşmalarını beklemek dünyada gerçekleşmesi en zor ikinci dilekti. Birincisi tahmin edileceği üzere benim olan biteni anlayabilmemdi. Ruh bir kibrittir, başkalarının laflarına sığınma! Benden giden ne? Bunu elbette bilemem. Gitmesini izlemekle fazlasıyla meşguldüm. Hayatımın dalga geçilecek yanı kalmamıştı. Bir de ilgilenmeleri çıktı başıma. Bir şişe suyla tüm efkarımın dağılacağı geldi akıllarına. Yetiştirdiler. Sıvı kaynaklarım tükenmek üzereydi ki bir yudumun ardından gözlerim çeşmelere döndü. Lütfen bırakın beni her zaman yaptığınız gibi. Çantam gidebilir, içindekiler de. Yenilerini alırım, bırakın beni!

Kaldırımın kenarından süzülen yaşlara kaydı gözlerim. Ben ne zaman ağlasam kaybolurdu diğer sesler. Oldukça tanıdık gelen bu sevimli surata bir süre bakakaldım. Onu tanıyordum ama ne yapabilirdim ki? Yerden kaldıramazdım, göz yaşlarını silemezdim, her şeyi baştan almasını sağlayamazdım. Yürümeye devam ettim. Sadık sevgilim pişmanlıkla beraber... Henüz kim olduğumu bilmeden de hoşlanmamak mümkün müydü varlığımdan? Cevaplanmalarını istemeden bu kadar çok soru sormanın mümkün olduğu kadar... Gözlerden uzaklaşalım gece gelene dek.

Yüzyıllardır sürdüğünü sandığı soğuk, karanlık yalnızlığının biteceğini sanabilirdi o akşam. Bir şeylerin doğru gözüktüğü ender zamanlardandı. Kaybettikleri çıkarılınca dünya durmamıştı. Üzerindeki hafiflik onu alıp götürmüştü. Hüznünü dökmek için kullandığı eşsiz güzellikteki Ay ''Bu defa ben değilim kurtarıcın!''dercesine çekmişti tüllerini yüzüne. Bir an ona da kızmak geldi içinden. Sonra kafasından bu türlü düşünceleri uzaklaştırdı. Hiç kimse her zaman dinleyip, hiç konuşmayan bir arkadaştan daha yararlı olamazdı. Farklı hissediyordu. Oysa hiçbir şey değişmeyecekti. Ne şimdi ne de daha sonra... Bir kez daha umut parlamış ama geceyi korkutamamıştı. Son bir kez sormak istedi. Ellerinde yönleri belirsiz çizgilerden başka ne vardı?

Ne yapayım çok yüklenildi bu kez bana. Kendimi durduramadım. Gece vakti çaresiz bir hasta gibi hatırladım nerede yaşadığını, birine elimi uzatmalıydım. Hem artık bunları düşünmek için çok geç.

Bu, Özlem gittiğinden beri bulduğu ikinci nottu. Bunu da büyük bir uysallıkla kabullendi .Sandalyesine geçip okumaya başladı. Onu bırakan karısına bırakılmış bir not. İnsan garip olayların asla kendi başına gelmeyeceğini sanıyor. Ne kadar da hazırlıksızız. Ne diyorduk;

Sağlam bir iradenin çözemeyeceği sorun, içinden çıkamayacağı girdap yoktur; size olanları unutturmaktan başka... Kendini yalnız hisseden soytarılar ve yandaşları olduğunu sanan krallar yeterince ümitsizleştiremediyse sizi, aynaya bakabilirsiniz. Kişisel bir çöküş her zaman daha çok işe yarar. Kapınız kimin işaretlediği fark eder mi? Bir aziz ya da bir haydut... İkisi de tam anlamıyla işe yaramazdı. Tutulamayacak sözler verildi ve kenara çekildiler. Seçme özgürlüğüymüş! Alın özgürlüğünüzü ve kendinize bir terapist bulun. İçinden çıkılması olanaksız bir labirent ve siz oradayken kafanızı şişiren bir diğer umarsız. Normal şartlar(!) altında buna gülmeniz öğütlenebilir ama yüz kaslarınız bile buna karşı çıkıp hareketsizliklerini koruyacaklardır. Koşulları değiştiremiyorsanız -diğer bir deyişle- onlar bu konuda kararlıysa sizin değişmeniz çok anlamsızca olurdu. Onlara zarar veremeyeceğiniz için size yüklenmediklerini düşünebilirsiniz. Bu doğru olabilir. Tepkilerinizin daha çok içe döndüğü rahatlıkla gözlemleniyor. Geriye kalan tek şey onları daha derine saplamayı öğrenmenizdir. Yaşayabilmek için...


2004

sev beni gece

sev beni gece...gözlerim ayrılmaz güzelliğinden; çifte kavrulmuş lokum gibidir tadın, dişimin kovuğunda dinlenir.ihtiyaç duyulan bir şeyler bağladı bizi. sanırım... hissederim... yanılırım... kaybederim...

12.12.2005

a head for an eye, a gift for you

look up!
my time is saving you
by grabbing your hands
and then you will fly away oceans through

look at!
your life is turning into
a great circus of joy, full of miracles
provided by happy freaks, lucky you!

look down!
something is crawling behind the curtains,next to the old tunnel of love
don't even talk just look with your left eye
and try to see how it is turning a deadly blue

2004